English  

Mp3'ler özgeçmiş konserler basından CD'ler iletişim linkler



NADEJDA



Sevgili dostlar,

Mart 2005'te, daha önce denemediğim bir şeye giriştim: Internet'te kadın aramak. singleme.com diye bir çöpçatanlık sitesine üye oldum. Yaklaşık bir hafta sonra Nadejda Mayorova adında, Rusya'nın Çeboksary kentinde yaşadığını söyleyen ve çok güzel bir kadına benzeyen birisi benimle irtibata geçti. İki gün içinde aşık oldum. Email'lerinden dediğine göre o da bana tutuldu...

3 yıldır aşık olmamıştım. Ve 3 yıldır hiç beste yapmamıştım. Eskiden her aşık olduğumda bir vals yazardım. "Nadejda" ile ilk haberleşmemizden iki gün sonra; Bloomington'dan Indianapolis'e arabamı sürmekteyken, ilham perisi beni bir kalp krizi gibi yakalayıp sarstı. Bir yandan araba sürerken, onun adını defalarca mırıldanarak direksiyon üzerinde hayatımda yazdığım en lirik parçalardan birini besteledim. "Nadejda" adında bir vals. Ertesi gün aynı yolu tekrar gidip gelmem gerekti. Bu sefer yağmur da yağıyordu. Araba sürerken yeniden güdülendim ve böylece parçanın ilk taslağını tamamladım. Bu tür duygu yoğunluklarını genellikle ana sazım piyano için yazmaya alışkın olan ben, bu sefer akordeon için yazdım. çünkü bu parça uzayan seslerden, lirik, şarkı söyleyen melodilerden oluşuyor. Sesleri uzatıp titretebilen (vibrato) bir enstrüman gerektiriyor. Bu özellikte çalabildiğim tek çalgı akordeondu. Parçayı piyano-keman için yazmayı düşündümse de bu fikri çabucak terkettim, çünkü ilk karşılaşmamızda yapıtı ona tek başıma çalabilmek istiyordum. Alabildiğine kişisel bir ifade, bir kalpten diğerine. Onun adından türettiğim üç notalık bir motifcik, parçanın 200'ü aşkın yerinde ortaya çıkıyor: kısa bir notayı takiben daha tiz ve daha uzun bir nota, sonra tekrar daha pes ve kısa bir nota.

Sonraki birkaç hafta boyunca bir yandan "Nadejda" ve ben birbirimize sayısız aşk mektupları (emailleri) ve fotoğraflar yollarken, ben yeni valsim üzerinde canla başla çalıştım. Pek çok detay ekledim, "Finale" adlı nota yazım programıyla bilgisayarda temize çektim, ayrıca yapıtı akordeonumla her gün çalıştım. Zira yazdığım parça bir akordeonist olarak seviyemin çok üstündeydi ve ben onu kıza kusursuz çalmak istiyordum. Her ne kadar kendisi Madonna dinlediğini ve hiç bir müzik bilgisi/kültürü/becerisi olmadığını söylemiş olsa da. Yapıtı akordeonda çalma yetimi yetersiz bularak ben; ayrıca günlerce, haftalarca çalışarak onun keman, çello ve piyano için çok daha zengin bir versiyonunu yarattım. Sevgili dostlarım Danny ve Lucio cömertçe zamanlarını vererek benimle bu trio versiyonunu çalışıp kaydettiler. Bu zaman zarfında, sebatla çalışarak, iki ay öncesine göre çok daha iyi bir akordeonist olmuştum! Bu yüzden akordeon için olan halini de kaydettim. Bütün bunların tek bir amacı vardı: her iki versiyonun notası ve kaydını "Nadejda"ya bir sürpriz armağan olarak yollamak. Onun daha haberi yoktu... Bir yandan da asıl yapmam gereken diğer bazı müzikal projeleri erteledim, çünkü kafam bu valsle doluydu. Benim için öncelikli olan buydu.

Nadejda'ya emailler yazarak günler, haftalar, uzun saatler geçirdim. Ona herşeyimi anlattım. Geçmişim, o anki yaşantım, hatalarım, yürümemiş olan evliliğim, diğer ilişkilerim, umutlarım, arzularım, cinsel fantezilerim, hobilerim, hayallerim... o da aynını yaptı. Pek benimkiler kadar uzun olmamakla beraber, o da bana, muhteşem güzellikte fotoğraflarla bezenmiş, pek çok uzun, tatlı, romantik mesaj yolladı. 25 yaşında olduğunu, hastanede çalışan bir hemşire olduğunu, şehre yakın bir köyden olduğunu, Çeboksary'de 6 yıldır büyükannesiyle bir apartman dairesinde yaşadığını söyledi. Bana birkaç şiir bile yolladı ve beni birkaç kez telefonla aradı. Postaneden aradığını söyleyerek, konuşmaları hep kısa tuttu. Evde telefonu olmayacak kadar fakir olduğunu söyledi. Müstakbel eşini aradığını söyledi. Benim onun aradığı adam olduğumu, hayallerinin erkeği, "prensi" olduğumu, hayatının kalanını geçirmek istediği insan olduğumu söyledi.

Ona inandım. O kadar aşıktım ki! Fotoğraflarının siyah-beyaz çıktılarını alıp pastel boyalarla boyadım, geceler boyu. Onları yatak odamın duvarına, yatağımın yanına astım. Onları her gece ve her sabah saatlerce seyrettim, hayallere dalarak. Kendi uydurduğum yazı tipleriyle adını defterime pek çok renk ve şekilde yazdım. öyle ki, yeni bir hobi edindim: Latin ve Kiril alfabelerinin harf ve yazı tipleriyle oynayarak "ambigramlar" (birden fazla açıdan okunabilen yazılar) yarattım. Kiril alfabesiyle onun adını yazıyordum, tersten çevirince Latin harfleriyle benim adım okunuyordu. Kesintisiz bir ilham halindeydim; her gece, her fırsatta onun adını yücelten birşeyler yaratmak istiyordum. Kağıt üzerinde, ve müzikle.

Gelip beni ABD'de ziyaret etmek istediğini söyledi, haziranda, yıllık izni sırasında. Ve bunu gerçekleştirecek parası olmadığını. Parayı çok utanarak ve tatlılıkla istedi benden. Dediğine göre yaşadığı kentte bir seyahat acentası varmış ki, eğer uçak biletini onlardan satın alırsa, vizesini de onun için bir-iki haftada çıkartırlarmış. Gereken toplam para $1550 idi. önce, Rusya'daki bu acentaya parayı kredi kartımla kendim yatırmayı denedim, fakat kredi kartı ödemesi kabul etmediler. Dediler ki tek yol parayı kız göndermem ve onun şirkete bizzat ödeme yapması. Bunu üzerine "Western Union" adlı bir uluslararası havale firmasıyla nakit göndermeye giriştim. Belki Western Union'u daha önce duymamışsınızdır. İşleyişleri şöyle: Dünyanın dört bir yanında Western Union şubeleri var. Bunlar her zaman kendilerine ait bürolar olmuyor. Anlaşmalı oldukları diğer iş yerlerini aracı olarak kullanıyorlar. Mesela, benim Bloomington'da para yatırdığım yer "Marsh" diye bir süpermarketti. Bunun gibi bir iş yerine gidiyorsunuz, parayı nakit veriyorsunuz, üstüne bir de havale ücreti veriyorsunuz, bir form dolduruyorsunuz; ve anında paranız dünyanın diğer ucunda! -Ben $1550'yi göndermek için $103 ücret ödedim- Sonra karşı taraftaki alıcı, bulunduğu bölgedeki Western Union'la anlaşmalı iş yerine gidiyor, kimlik gösteriyor ve parayı alıyor... Bu paranın tamamını Çeboksary-Rusya'ya yolladım, süpermarketten çıktım, arabama bindim ve tam sürüp gitmek üzereydim ki atladığım bir noktayı farkettim: Çeboksary'deki Western Union şubesinin yerini öğrenmemiştim. Bunu sormak için tekrar markete girdim, ki sevgilime parayı nereden alacağını bildirebileyim. Bu bilgiye ulaşmak için Western Union'un merkezini aramaları gerekti. Esther adında çok nazik bir bayan telefona çıktı. Parayı alacak olanın Rusya'da bir kadın olduğunu farkedince, benimle konuşmak istedi. Böylelikle marketin çalışanı telefonu bana verdi. İşte o zaman herşey tersine dönmeye başladı...

Esther'ın ilk sorusu şu oldu: "Para gönderdiğin bu insanı tanıyor musun? Yoksa internette tanıştınız da, aşık oldunuz da, o bu parayla bilet alıp gelip hayatının kadını mı olacak?" Afalladım, ve ikinci seçeneği doğruladım. Bunun üzerine bana anlattı ki, Rusya'ya aynı amaçla para yollayan çok erkek varmış. Bu Rus "kızlar"ın çoğu dolandırıcıymış! çoğu zaman bu dolandırıcılar erkek olurmuş. Benim gibi saf erkeklerden para sızdırmak amacıyla çeşitli kızların resimlerini yolluyor, onlara ara sıra telefon konuşmaları da yaptırıyorlarmış. İşinden dolayı, pek çok erkeğin bu şekilde dolandırıldığına tanık olmuş. Parayı yolluyorsun, ama kız gelmiyor. Para, Rusya'daki bir adama gidiyor. Bu kızları kullanan bir adama. Esther bazı erkekleri uyarıp bu şekilde dolandırılmalarını önlemiş. İnternette yapacağım bir arama ile Nadejda'nın foyasını meydana çıkarabileceğimi söyledi. Yolladığım parayı da geri çekmemi önerdi, dediğini yaptım. Esther'ın bir opera sanatçısı olduğu ortaya çıktı! Bana telefonda bir aria bile söyledi. Sonra valsin bir kopyasını ona yolladım...

Paramı geri aldıktan ve Esther'a teşekkür ettikten sonra derhal gidip internete girdim, ve dostum Emilio'nun yardımıyla bir site bularak, Esther'ın haklı olduğunu anladım. Orada bu benim "Nadejda"nın fotoğrafları vardı. Ve pek çok farklı isim altında, her seferinde Rusya'nın farklı şehirinden olduğunu iddia eden, her erkeğe farklı bir hayat hikayesi anlatan aşk mektuplarından örnekler. Kullandığı isimlerden bazıları: İskitim'den Elena İnyutina, Saratov'dan Elena Kurçinina, Sumara'dan Anastasiya Perşotkina, Çeboksary'den Valeria çekaleva, Kazan'dan İrina Egorova, Samara'dan Evgenia, Natalia Karegorodseva, Sokuv'dan İrina Galkina, Ludmilla Tarasova, Vladimir'den Olga, Natasha...Muhtemelen benden önce ve benimle eş zamanlı olarak pek çok erkeğe yazıp bilet ve vize parası istemişti. Onu bulduğum site:

http://www.womenrussia.com/blacklist.htm

Ta başından bu ihtimali düşünmüştüm. Taa başından içimden geçirmiştim ki, karşımdaki benimle dalga geçen bir erkek de olabilir. Birkaç dostum da beni uyarmıştı. Fakat ben aşıktım! Aşık olmak ihtiyacındaydım. Nadejda'nın pek çok yerde açık vermesine rağmen hep ona güvenmiştim. Sonlara doğru, bana telefon ve emailini verdiği seyahat acentasından şüphelenmiştim. Ona bu adamlara karşı dikkatli olmasını, mutlaka fatura istemesini söyleyecektim. çünkü bir Rus vatandaşı için 1-2 HAFTA içinde Amerikan vizesi çıkmasını garanti etmeleri pek gerçekçi gelmemişti bana. Moskova'daki Amerikan büyükelçiliğinin dediğine göre, onlardan bir turist vizesi çıkması genelde 6 haftayı bulan bir işlem. Fakat kalbim Nadejda'ya inanmak istemişti hep.

Ayrıca, ta başından, bu isme ve cisme aşık olduğumda; aşkın ne olduğu, aşık olmanın ne olduğu ve beni nasıl etkilediği hakkında aşağıdaki çözümlemeyi, daha doğrusu spekülatif teoriyi geliştirdim -ki bunu mesajlarımda "Nadejda'ya" da aktarmıştım-:

İnanıyorum ki Aşk, hepimizin içinde bulunan, saf ve ebedi bir varlık. Her insanın bir kalbi vardır. Ve bu kalbin içinde saf bir öz. Yaptığımız herşeyi bize yaptıran Aşk arayışımızdır. Ya da belki, bir insanın içindeki Aşk'ın bir diğerinin içindeki Aşk'la kavuşma içgüdüsüdür. Tüm yazdığımız şarkılar, tüm açtığımız savaşlar, mutlu ettiğimiz tüm insanlar, canını yaktığımız tüm insanlar... hepsi Aşk adına. Hiç şüphem yok ki, bana bu valsi yazdıran Aşk'tı, ve bu dolandırıcıların insanlardan para çalmasını güdümleyen de yine Aşk arayışı. Tek istedikleri Aşk, ta derinden. Fakat o kadar hastalar, iyileşmeye o kadar muhtaçlar ki, mutlu olmak için başkalarından çalmak zorunda olduklarını zannediyorlar. Mutluluk=Aşk. Tanrı=Aşk... İnanıyorum ki bizi insan yapan herşey; etimiz, kemiğimiz, aklımız, duygularımız, hepsi birer maske, içimizdeki Aşk'ı saklayan bir kostüm. Eğer bütün bunlardan arınsaydık, "BİZ, bu dünyada yaşayan tüm insanlar" birbirimizi kucaklardık. Birleşir, tek vücut olurduk. çünkü BİZ, Aşk denen her tarafa değılmış bir yapbozun parçalarıyız; biz birbirimize aidiz. Ancak Aşk'ı sadece belirli bireylerde görebiliyor, belirli bireylerle Aşk iletişimi kurabiliyoruz. Bu insan halimizle, HERşEYİ kucaklamaktan aciziz. Neden nefis görünümlü bir kıza aşık oluyorum? Neden bir erkeğe değil? Neden alabildiğine şişman bir kadına değil? çünkü ben o şişman kadın kadar mükemmellikten uzağım. Yine onun kadar sevilmeye layık ve güzelim aynı zamanda. Bay Nadejda Operasyonu da öyle.

Geçmişte, aşık olduğum zamanlarda durum farklıydı: bir insanı, bir ismi yüceltirdim, onu herşeyin üstünde tutardım. Onun benim varlığımı onaylaması, bana karşı sevgisi herşey demekti, mutluluk demekti. Onun beni reddi ise mutsuzluk demekti. Bu kafayla çok acı çektim. Sonra 3 yıl kadar önce aşık olmayı bıraktım. Sonra "Nadejda"ya aşık olduğumda durum farklıydı. Yeni bir içgörü geliştirdim, ya da yeni bir bakış açısı uydurdum, aşık olmanın ne olduğuna ve nasıl işlediğine dair. İnanıyorum ki insan aşık olmaya hazır olduğu zaman aşık olur, insan çiçek açmaya hazır olduğunda. Bunun aşık olduğunuz kişiyle hiç bir ilgisi yoktur. Bu tamamen SİZ ile alakalıdır! Aşık olduğunuz kişi, sadece doğru zamanda doğru yerde bulunan, sizinle doğru anda konuşan, rastgele bir elementten ibarettir. O herhangi birisi olabilir! Herhangi bir kız, herhangi bir erkek. Kim olduğu fark etmez. Gerçek olup olmadığı bile fark etmez! "Nadejda"nin bir yanılsama olmasının bir önemi yok. Ben hala aşığım! Aşk'a aşığım, hayata, insanlara, kendime, sizlere aşığım! Hepinize! "Nadejda" operasyonu beni uyandırdı, yeniden müzik yazmamı sağladı. Ve şimdi Aşk ile dolup taşıyorum! Aşk her yerde, hepimizin içinde, kendi kendisi ile birleşmeye çalışmakta, kayıp parçalarıyla, kardeşleriyle. Her ne kadar birkaç hafta boyunca aşkımı bu bir isme ve cisme odakladıysam da; artık aşkımı o cisimden çektim, ve etrafımda neyi görürsem, kimi görürsem ona yöneltmekteyim...şey...en azından, elimden geldiğince bunu yapmaya çalışıyorum. Canlı, nefes alan bir insan olduğum sürece %100 başarılması imkansız bir misyon bu. Herkesi ve herşeyi eşit sevmek insan doğasına aykırı. Kim bütün çocukları kendininkiler kadar sevebilir? Kim bütün yabancıları dostları gibi, "sevdikleri" gibi sevebilir? İnkansız. Doğamıza aykırı. Fakat en azından, yapabileceğimizin en iyisi, olabildiğince çok insanı sevmektir. "Sev, çünkü sevmek en kolay". Kalbinizde nefret taşımak sadece kendinizi ağır hissetmenize neden olur. Yaralarınızı iyileştirmediği gibi, sorunlarınızı ve sizi üzen insanları onarmaz. Canımızı yakmaya çalışanların tümüne karşı kullanabileceğimiz en güçlü araç Aşk'tır. Cezalandırma değil, intikam değil; fakat bağışlama ve Aşk.

Bu "Nadejda" sahtekarlığıyla beni aldatan insanı veya insanları bağışlıyorum. İçimde başlattıkları uyanış için, yazmama yardım ettikleri vals için minnettarım; ve onları duygularımla oynadıkları için, internet başında ve yatak odamda zamanımı boşa harcadıkları için affediyorum. Umarım bir gün iyileşirler, umarım bir gün ışığı görürler. Bu arada, onları başkalarının da canını yakmaktan alı koymak için elimden geleni yapacağım. Onları durdurabileceğimden emin değilim, ama en azından diğerlerini uyarabilirim. Bu mesajımın tümünü veya bir bölümünü istediğiniz herhangi kişilere iletebilirsiniz.

Dilerim Aşk içinizde parıldasın, sizin ve başkalarının yolunu aydınlatsın!

Hakan